Ağzımızın tadı yerine gelsin.


31 Mayıs günü heyecanlıydım; Bal'ıma kedi kardeş gelecekti o gün.
Gelir gelmez boy boy fotoğraflarını çeker, ''Ceee-aaa! Kim gelmiş, kim gelmiş!'' yaparım diyordum burada.
30 Mayıs gecesi görüştük, 31 Mayıs akşamüstü saat 18:00 gibi getirmelerinde karar kıldık aldığımız kişilerle.
Cuma günüydü, evdeydim. Sanırım raporluydum. Twitter'da mesajlara göz atıyor, ''Akşamüstü olsa da minnak bir an önce gelse'' diye bekliyordum.
Sonra olanlar oldu. Peşpeşe hashtaglar belirmeye başladı sol frame de. İlk anda stres, sonra gelişen olaylara üzülme derken, ne minnakın heyecanı kaldı, ne de günümüm tadı.
Yeni minnakın boy boy yayınlanacak fotoğrafları rafa kalktı. Sevincimi paylaşamadım diyemeyeceğim; sevinemedim bile.
Sonrasında Pazartesi sabahına dek uyumadım desem yalan olmaz. Bir yandan minnakların birbirlerine tehdit dolu tıslamaları, diğer yandan haberlere yetişme-tek bir haber atlamama çabası.
An be an tırmanan gerginlik, gaz ve tazyikli su ile savaş alanına çevirilen güzelim sokaklarda yaşanan yaralanmalar derken Pazartesi sabahı uykusuzluk ve yorgunluktan -ve dibe vurmuş moral ile- işe gidemedim ve mazeret izni kullanmak zorunda kaldım.
Bir gün-beş gün-on beş gün derken akıl ve vicdan tutulmasına dair görülebilecek ne varsa gördük -sanırım- şu ana dek.
Unutulmayacak ve acısı yürekte sonsuza dek kalacak kayıplara sebep olan şiddet uygulandı sokaklara dökülen on binlerce insana.
Ne huzurlu uykular kaldı, ne de dinlenmiş şekilde uyanılan sabahlar.

Belki de bu isteğim bencillik ama; huzurla uyumayı, ağız tadıyla yemek yemeyi...ve de doya doya gülümsemeyi çok özledim.

Bugün ne oldu acaba? Yine kimler hangi haksızlığa uğradılar? Kaç kişi uydurulmuş delillerle -daha da kötüsü delil olmadan- demir parmaklıklar arkasına gönderildi? Kaç kişiden haber bile alınamıyor? Kanunsuzluk göze sokula sokula nasıl çalıştırılıyor? Bugün boşbakan neler saçmaladı yine? sorularını sormadan bir gün geçirmek ister hale geldim.
Ben sadece izleyici olduğum halde bu kadar bitik hissederken kendimi, günlerdir-haftalardır, her gün acının içinde, bıkmadan-usanmadan-bir adım geriye atmadan hakkını-hakkımızı arayan insanlar ne haldedir, nasıl hissediyordur? diye düşünmekten korkar hale geldim.

Artık ağız tadıyla yiyip, huzurla uyumasını istiyorum herkesin.
Ne olacaksa olsun demek yanlış olur; ''Güzel şeyler bir an önce olsun da hayatımız normale dönsün''.
Hatta, normal zannettiğimiz günlerin aslında birer kabus olduğunu farketmemizi sağlayacak güzellikteki günler bir an önce gelsin.

Hanimiş: bu şekeri kendimi mutlu etmek için almıştım; edemedim.
Mahallenin ''zıpır''ına mutluluk verdi sonunda, bu da teselli ikramiyem oldu.

Görsel: Sahibinin sesi, Sittirella marka

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya yazmaya niyetlendiğin her şeyi aleyhinde delil olarak kullanabileceğimi bilmeni isterim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...